İçeriğe atla
Kandinsky
Anasayfa Kandinsky

Kandinsky

Wassily Kandinsky'nin soyut resim diline gönderme yapan renkli geometrik formlar ve ritmik kompozisyon

Kandinsky

Özge Koz Sanat Atölyesi

Sanatta ruhsallık üzerine Wasily Kandinsky kitabından alıntılar içermektedir.

1 - WASSİLİY KANDİNSKY  NOTLARI VE İNCELEMELER

Sanatta ruhsallık üzerine Wasily Kandinsky kitabından alıntılar içermektedir.

Michelangelo'nun her şeyi saran dehası 'sembolist7 ünvanını tam anlamıyla hak eden,El Greco'nun eseridir.Goya üzerindeki etkisi yanında Manet'in üzerindeki İspanyol etki de El Greco'dan kaynaklanmaktadır.Aynı zamanda,Rembrant'ın ve baştaBrouwer olmak üzere çağdaşlarının,Delacroix,Decamps ve Courbet'in eserlerine olan etkileriyle Fransız sanatına iz bırakmış olduklarıhatırlanırsa,Cezanne ve Gauguin'e giden yol açıkca görülecektir.

 

'Sembolis gelenek'sözü,sanatçı nesilleri arasındaki bilinçli benzerliği ifade etmek üzere kullanılmaktadır.Kandinsky'nin dediği gibi;"sanattaki ilişkiler dışsal forma dayalı değillerdir;içsel anlamın kavranışına dayanırlar"Bazen hatta sık sık dışsal forma dayalı benzerlik ortaya çıkacaktır.Oysa ruhsal ilişkileri değerlendirirken,yalnızca içsel anlam göz önüne alınmalı.

 

Elbette ki ilksel sanatın içsel bin anlama sahip olmadığını savunan bir çok insan var;onların değişiyle 'arkaik anlatım'ilkel taklit etme güdüsü ve yetersiz malzemeden kaynaklanmaktadır.Bu insanların bir kısmi Post - izlenimciliğin en sert düşmanlarıdır;ve gerçektende nasıl böyle düşünebildiklerini anlamak çok zordur.Onlar:'sanatın içten ,fakat eğetimsiz ve yetersiz olduğu bir çağdan bir şeyler öğrenmeye çalışan Resim,yüzyıllarının bilgi ve becerisini bile bile reddetmiş olur'derler.İlksel sanatın yalnızca eğitilmemiş naturalizim olduğu varsayımını bertaraf etmek kolay olmayacaktır;ancak bu varsayım ortadan kalkmadıkça,sembolist düşüncenin anlaşılması için pek az umut vardır.

 

Bu görev yeni hareketin dostlarının,Yeni ilksel görüşle bir çocuğun görüşü arasındaki kurdukları benzerlik nedeniyle,daha da zor bir hal alır.Benzerliğin bir zerre gerçeklik içermesi onu daha zararsız kılmaz.Çocuk yeni ve dönüşmemiş bir görüş algısına sahiptir ve bu yeni hareket açısından önemli bir unsurdur;ancak bunun ötesinde bir benzerlik yoktu ve hiçbir sanatta da böyle bir benzerlik olmamalıdır.Teknik beceriksizliği taktir etmekle,sade bir görüş elde etmek farklı şeylerdir.Yalınlık ya da farkları çok az algılayan görüş-gerçek bir post izlenimci özelliğidir.O gözler ve esas olanı seçer.Sonuç mantıklı ve teferruatlı bir sentezdir.Böyle bir sentez,basit hatta kaba bir teknikle ifade bulacaktır.Ama süreç,ancak naturalist süreçten sonra gelebilir;onu önceleyemez.Zihni çağrışımlarla doldurulmamış ve konsantrasyon gücü ilgilerin çeşitliliği ile zayıflatılmamış olduğundan çocuk,doğrudan bir görüşe sahiptir.Çizim tekniği olgunlaşmamıştır ve çizimin normalden farklı oluşu,kabiliyet eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

 

İlk örnek anlattıklarımı daha açık hale getirecektir.Çocuk bir peyzaj çizer.Resmi gözünün önündeki nesnelerden yalnızca bir ya da ikisini içerir.Bunlar ona önemli gelen nesnelerdir.Fakat aralarında hiç bir ilişki yoktur;kağıdının üstünde biçimsiz şekiller gibi ayrı ayrı dururlar.Oysa post izlenimci nesnelerini onlar vasıtasıyla peyzajın tüm duygusunu ifade etme düşüncesiyle seçer.Seçimi ilk anda dikkat çekenlere değil,bütünü oluşturan unsurlara yöneltir.Gauguin'in Agoy in the garden adlı resmindeki İsa figürü,acı ve kederden bitkindir.Bu sanatçılar eserlerini hiç bir çocuğun sahip olamayacağı kadar acı bir deneyimle doldurmuşlardır. Bu nedenle Post izlenimcilik ile çocuk sanatı arasındaki benzerliğin yanlış olduğunu ,eğitimli bir adamın ya da kadının ,bir çocuk gibi resim yapmasının imkansız olduğunu tekrarlıyorum.Cezanne, Gauguin her ikisi içinde,resmettikleri şeyin en uçtaki ve içteki anlamı,geçici ve dışsal anlamından daha önemli olmuştur.Cezanne bir ağaçta bir elma yığınında ,bir insan yüzünde ,bir grup yıkanan kadın ya da izlenimci resmin gösterebileceğinden daha kalıcı bir şey görmüştür.Çağdaş bir eleştirmenin taktire değer bir biçimde ifade ettiği gibi,o bir ağacın 'ağaçlığını' resmetmiştir.Fakat her yaptığı şeyde,gerçek bir Fransız'ın mimari anlayışını göstermiştir.Peyzajları kaya ve tepelerin yapısına dair derin bir algıya dayanıyordu ve bu yapısal yanıyla sanatı oluşturan materyal,gerçek doğanın geniş haznesinden alınmıştır.

 

Gauguin,Cezanne'dan daha fazla görkem ve ateşe sahiptir.Resimleri trajik ya da tutkulu şiirlerdir.Aynı zamanda geleneksel formu içsel olana feda etmiştir.Sanatı ruhsal olana, doğal nesneler ya da kelimelerle ifade edimeyecek olan o derin noktaya doğru durmadan ilerler.Temsili formları terk edilişi doğal ifade vasıtalarını bırakmasına neden olmamıştır;yani insan figürü,ağaçlar ve hayvanlar onun resminde bulunurlar.Fakat onun temsilin tam reddine Cezanne'den daha yakın oluşu,takipçilerin izlediği yol ile görülür.Cezanne'dan sonra gelenler kübizme kadar pek bir şey yapmamışlar, benzerleri ve etrafında gezinmişlerdir.

 

Kübizmin Cezanne' da ki, varlığını maddenin kendisine borçlu yapısal bir sanattaki kökeni,onun salt duygusallığın savunulamaz olduğu iddiasını meydana getirir.Duygular katmanlardan ve çatışan basınçlardan ibaret değillerdir.Gerçekler bırakılırsa gerçeklik soyut matematik haline gelir.Bana göre Picasso bir gerçeklik parçasını -bir rakam bir düğme,bir kaç büyük harf-açısal gösterimleri çevreleyen aurayla birleştirmeye çalıştığında ,fütüristik bir hatayı paylaşmış oluyor.Aslında nitelik bakımından farklılaşan izlenimler arasında bir uzlaşmazlık olmalı .Modern müziğin yeni bir eğilimi, sesin realizmine yöneliktir.O sanki realizmden müziğe doğru gitmeye çalışır .Kandinsky ,resme o gücü vermeye,renkle ses ve çizgiyle sesin ritmi arasındaki  en azından mantıklı benzerliği kanıtlamaya çalışmaktadır.Picasso,rengi oldukça az kullanmakta ve kendisini çatışan açıların neden olduğu bir dizi çizgi etkisine hapsetmektedir.Yani amacı makul de ,Kandinsky'nin amacından daha küçük ve sınırlıdır. Michael T.H.Sadler.

 

Hindistanda uzun yıllar yaşamış olan Madam Blavatsky bu 'vahşi'lerle 'uygarlığımız'arasında bir bağlantı görebilen ilk kişidir. O andan itibaren,bugün pek çok insan dahil olduğu ve teosofik toplumda maddesel bir forma sahip olduğu varsayılan muazzam bir ruhsal hareket başlatmıştır.Bu topluluk ruhun sorununa içsel bilgiyle yaklaşmaya çalışan gruplardan oluşur.(ilginç bir kadın incele sonra,tibet rahiplerinin bile bilmediği bir dilde yazılan öğreti yazıları,notları ingilizceye çeviriyor).

 

Maeterlinck Bizi doğru ya da yanlış bir şekilde doğaüstü varsaydığımız  bir dünyaya götürür.Maleine Prensese,Yedi Prenses,Aveugles ler vs.,Shakespear'in kahramanları gibi eski zaman insanları değildir.Onlar kendi ölümleriyle tehtid edilen,görünmez ve karanlık güçlerin daimi  korkusu altında bulutların arasında yitmiş önemsiz ruhlardır.

 

Ruhsal karanlık,bilinmeyenin verdiği güvensizlik ve korku halinde bulundukları dünyanın tamamına yayılmıştır.Maeterlinck belki de ilk kahin ve ilk sanatsal reformculardandır; yukarıda anlatılan düşüşün sonunu haber veren kahinlerdendir.Ruhsal atmosferin kasveti,yolunun üstünde olmaması gereken bir korkuyu dile getirerek şaşkınlık ve kılavuzluk arasında bocalayan korkunç fakat yol gösterici bir el eserinde açıkça görülebilir.

 

Maeterlinck,bu atmosferi sanatsal vasıtalarla yaratmaktadır .Kullandığı malzeme( karanlık dağlar,ay ışığı,bataklıklar,rüzgar,baykuşların çığlıkları vb.)sembolik bir rol oynamakta içsel notanın sunulmasına yardımcı olmaktadır.Maeterlinck başlıca teknik silahı,sözcükleri kullanış biçimidir.Sözcük içsel armoniyi ifade edebilir.İçsel armoni ,kısmen ya da belki de çoğunlukla ,adını verdiği nesneden doğar.Ama nesnenin kendisi görülmeyip adı işitildiğinde, işitenin zihni yalnızca soyut bir izlenim elde etmektedir.Yani nesne,madde halinin dışına çıkmış ve kalpte, kendisiyle uyumlu bir titreşim oluşmuştur.

 

Sözcüğün( şiirsel anlamıyla)zekice kullanımı ve bu sözcüğün iki,üç,hatta şiirin ihtiyacına göre daha da sık tekrar edilmesi,yalnızca içsel armoniye hizmet etmekle kalmaz;ayrıca sözcüğün varlığı bilinmeyen ruhsal özelliklerini gün ışığına çıkartır.Bunun da ötesinde,bir sözcüğün sıkça tekrar edilmesi(yine çocukların çok sevdiği,oysa sonraki yaşamda unutulan bir oyun),sözcüğü asıl dışsal anlamından yoksun bırakır.Benzer bir şekilde resimde de,çizilen nesnenin görünüşünden kaynaklanan soyut mesaj kaybolur ve anlamını yitirir.Bazen belki de bilinçsiz bir şekilde,bu gerçek armonin,nesnenin maddesel anlamıyla ya da daha sonra maddesel olmayan anlamıyla birlikte geldiğini duyarız.Ama ikinci durumda gerçek armoni,ruh üzerinde doğrudan bir etkide bulunur.Ruhun belirli bir nesneye bağlı olmayan etkilerden kaynaklanarak yaşadığı duygulanımlar,çok daha karmaşıktır;bu müziğin içinde zil ya da çalgılardan kaynaklanan heyecan çok daha önceden ruha dokunan bir etkidir.Bu gelişim çizgisi, geleceğin edebiyatına muazzam olanaklar sunmaktadır.Bu sözcük -güç- sıcak topraklar' da gelişmemiş bir şekilde kullanılmıştır.İlk başta yalnızca nötr bir izlenim yaratan kelimeler,Maeterlinck'in onları kullanışıyla gerçekten de çok ince bir anlama sahip olur.'Saç' gibi bilindik bir sözcük bile,belirli bir biçimde kullanıldığı taktirde, bir hüzün ve umutsuzluk atmosferini pekiştirebilir.Bu Maeterlinck'in metodudur.Kendi başlarına somut bir varlığı olan gök gürültüsü,şimşek ya da bulutların ardındaki ayın ,sahnede ,doğada yarattıklarından çok daha büyük bir dehşet hissi yaratmak için kullanılabileceğini gösterir.

 

KARANLIK SU

Şu kötü yapıtımı sunuyorum size
Ki ölülerin düşüncelerini andırır
Ve pişmanlıklarımın kır tanrısı üstüne
Ay ışığı fırtınayı yola çıkarır

Düşlerin yılanları mor
Keleplenmiş uykumun ortasına
Güneşte boğulmuş aslanlar
Ve kılıçlar isteklerimin başında

Uzak suların dibinde zambaklar
Ve açılmayan eller kapanıp da
Ve kırmızı saplı düşmanlıklar
Aşkın yeşil yas giysileri arasında

N'olur acıyınız söze, Tanrım! 
Bırakınız kalsın donuk dualarım
Ve ay otların içine sızmada
Biçmek için geceyi ufuklarda.


Çeviri: Cemal SÜREYA

Maurice Maeterlinck

 

ŞARKI

Bir gün döner gelirse
Ona ne söylemeli? 
-Dersin ki bekleyerek
Kapadı gözlerini.

Ya yine o sorarsa
Beni hiç tanımadan? 
-Belki bir derdi vardır,
Ona kardeşçe davran.

Nerde diye sorarsa
Ne cevap vereyim ben? 
-Ver altın yüzüğümü
Hiçbir şey söylemeden.

Ya derse ki salonda
Neden yok hiç kimseler? 
-Açık kalmış kapıyı
Sönmüş lâmbayı göster.

Ya o zaman derse ki
Nasıl oldu ölümü? 
-Belki ağlar, korkarım,
Söylersin güldüğümü.

Çeviri: Suat Kemal YETKİN

Maurice Maeterlinck

 

 

 

Kandinsky konuyu wagner'e bağladı ,biz'de Tevfik Fikret'in şiirinde geldiği yere yöntemine bakalım
 

1.Şiir Dil değildir söz'dür..

1.1 Şiir tarihi Dil'den Söz'e doğrudur.

1.2 Şiirin tarihi, kopma'larla belirlenir.Mallarme'nin şiiri,ondan öncesiyle yer değiştirmiş bir şiirdir.

1.3 Şiirin geleneği onun tarihi değildir.

2.Şiir Dil iken kapalı,Söz iken 'açık yapıt'tır.

2.1 Şiir Dil'den arındıkça,anlamdan da arınır.

2.2 Şiirin gösterileni anlam değil,imge'dir.

2.3 Bir tanım;Şiir ,dünyanın zihinsel imgesidir.

2.4 Öyleyse özneldir şiir:Bir imgenin iki ayrı zihinde birbirine benzer olup olmadıklarını denetlemez:'güneş bir attın güldür'dizesinin zihinsel imgesinin,her zihinde ayrı bir 'resmi'vardır.

bak bak hikayeye bak : )Rilke,uzun süre şiir yazamamaktan yakındığında ,Rodin 'azizim Rilke,demiş niçin gidip nesnelere bakmıyorsunuz?Şiir de resim gibi yapılır çünkü...Rilke bir hayvanat bahçesine gider ve 'panter'şiirini yazar.

Şiir de yontu gibi nesnelere bakılarak yapılıyor ,yani şiir yapılan bir şey.Edip Cansever şiirlerin birinde söyler aynısını' şiir yapılan bir şeydir'.

Grek dilinde 'poiema'dan gelir.'poiema'yapılan şey,demektir.Eski Grekçe'nin bir özelliği de,bugün bizim 'güzel sanatlar'diye adlandırdığımız artistik etkinlikleri gösteren bir sözcüğün bu dilde bulunmaması.Eski Grekçe'de hem güzel sanatları hem de beceriye ilişkin etkinlikleri ..

etkinlikleri gösteren tek bir sözcük var:'techne' sözcüğü.Demek ki Eski Grekçe'de bir şairin etkinliği 'özünde'biribirinden ayrılmıyor.

Şairi yaratıcı kılan ilk fikir İ.Ö.5. yüzyıldan daha eskiye dayanır .Şairin şiirini yazarken aklının başında olmadığını söyleyen Platon'da imgeden yola çıkmıştır.Türk edebiyatında Arapça kökenli 'bilici' 'tanıtıcı' yani akıldışından gelen bilgi ile işi yaratıcılık diye tanımlarla

Seslerin duyulara gönderme yaparak kurduğu anlam(buna ,Jakobson'dan yolaçıkarak 'synestezik anlam'diyebiliriz),tıpkı müzikte olduğu gibi cılız ve belirsizdir:Sözcüklerle betimlenebilir,ama sözcüklere çevrilemezler;sözel anlamdan (ferbal meaning)farklı şeylerdir çünkü.

Bu titreşimlerle Kandinsky geliyor aklıma bakın o ne demiş."Güneş,tüm Moskova'yı eriterek tek bir leke haline getiriyor.Bu zincirden boşanmış Tubanın bütün varlığı ve ruhu baştanbaşa titreşimlerle kaplaması gibi.Hayır en güzel olan bu kırmızının tekdüze hali değil!Bu yalnızca

bütün Moskova'da kenti fetheden,her rengi yaşamın en yüksek notasına taşıyan bir senfoninin final ezgisi,dev bir orkestranın fortissimo çaldığı bir final gibi. (bu arada fotissimo eserin en yükseldiği an , : ) orada kalsın istersin ya öyle bir şey)

Tevfik Fikret şiirinde alliterasyon ünsüzlerin ,assonans ünlüler ile, birkaç dize armoni yakalar . 'r' için bazen yumuşak bazen gürültü intibası uyandırır,'s' nin serinlik,sükünet,sabah tazeliği,parlaklık,dini hüşü,anlamlarıyla armonize edildiğini

'ş' gürültü ,parlaklık,neşe 'n'hüzünlü veya neşeli,şiddetli veya sakin tannaniyet(tını) 'l'hayali,geceye ait ve uzak şeylerin izlenimi 't'sert,şiddet,bazen de titreklik izlenimi verdiğini 'u','ü' bazen 'a','e','i' ile fasıllandırılarak bir raks,dalgalanma izlenimi verir.

'e' ve'i' çoğunlukla neşeli,hafif yahut ince,gamlı duygulara eşlik ettiğini söylüyor. Kim ? Mehmet Kaplan, ses sembolizminden ilk bahseden değerli şahsiyet.

Tevfik Fikret sis Sarmış ufuklarını senin, gene inatçı bir duman, beyaz bir karanlık ki, gittikçe artan ağırlığının altında her şey silinmiş gibi, bütün tablolar tozlu bir yoğunlukla örtülü; tozlu ve heybetli bir yoğunluk ki, bakanlar onun derinliğine iyice sokulamaz, korkar!

Bana kimsin diye sorma meleğim Pek güzel dinle de izah edeyim Nam-ı naçizime `Fikret' derler Şi're de nisbetimi söylerler Kaldığım varsa da gah ekmeksiz Kalmadım şimdiye dek mesleksiz

 


Kandinsky | İndir

İlgili Hizmetler

İlgili Çalışmalar

#kandinsky #sanatta ruhsallık #soyut sanat #içsel anlam #sembolizm #post-izlenimcilik #cezanne #gauguin #kübizm #picasso #maeterlinck #sinestezi #ses sembolizmi #tevfik fikret #renk ve müzik

Sıkça Sorulan Sorular

Wassily Kandinsky (1866-1944), Moskova doğumlu Rus ressam ve sanat kuramcısıdır; soyut sanatın öncülerinden kabul edilir. Hukuk kariyerini bırakıp resme yönelmiş, Münih'te Der Blaue Reiter (Mavi Atlı) grubunun kuruluşunda yer almış, sonrasında Bauhaus'ta ders vermiştir. 'Sanatta Ruhsallık Üzerine' adlı kitabı, rengin ve formun ruh üzerindeki etkisini ele alan, modern sanatın en etkili kuramsal metinlerinden biridir.

Kandinsky'nin 1911'de yayımlanan kitabı, sanatın maddesel taklitten kurtulup içsel ve ruhsal olana yönelmesi gerektiğini savunur. Renklerin müzikteki sesler gibi ruhta titreşimler uyandırdığını, sanatçının bu 'içsel zorunluluk' ilkesiyle çalışması gerektiğini öne sürer. Kitap, sembolizmden teosofiye dönemin düşünce akımlarıyla diyalog kurarak soyut sanatın kuramsal temelini atmıştır; yazıdaki alıntılar bu kitabın çevirisinden ve çevirmen Michael Sadler'ın değerlendirmelerinden derlenmiştir.

Kandinsky'ye göre sanattaki gerçek ilişkiler dışsal forma değil, içsel anlamın kavranışına dayanır. İki eser görünüşte birbirine benzeyebilir; ama ruhsal akrabalık ancak eserin taşıdığı iç anlamda aranmalıdır. İçsel anlam, sanatçının doğayı kopyalamak yerine deneyimin özünü, görünenin ardındaki ruhsal titreşimi ifade etmesidir. Bu ilke, El Greco'dan Cezanne ve Gauguin'e uzanan 'sembolist gelenek' fikrinin de temelidir: nesiller arası bağ, biçim benzerliği değil ruh ortaklığıdır.

Yazıda aktarılan değerlendirmeye göre çocuk, zihinsel çağrışımlarla yüklenmemiş dolaysız bir görüşe sahiptir; ancak çizimindeki yalınlık beceri eksikliğinden kaynaklanır ve resmindeki nesneler arasında bütünlük ilişkisi yoktur. Post-izlenimci ise nesnelerini peyzajın tüm duygusunu ifade etmek üzere bilinçle seçer; yalın görünen sonucu, mantıklı ve olgun bir sentezdir. Bu sadeleşme natüralist eğitim aşamasından sonra gelebilir, onu önceleyemez. Eğitimli bir sanatçının çocuk gibi resim yapması bu yüzden imkânsızdır.

Cezanne, bir ağaçta, bir elma yığınında ya da bir insan yüzünde izlenimci resmin gösterebileceğinden daha kalıcı bir öz görmüştür; çağdaş bir eleştirmenin deyişiyle bir ağacın 'ağaçlığını' resmetmiştir. Peyzajları kayaların ve tepelerin yapısına dair derin bir algıya dayanır; bu yapısal kavrayış onu geçici görüntünün ötesine, nesnenin kalıcı mimarisine taşır. Kübizmin yapısal kökeni de Cezanne'ın bu maddeye bağlı, kurucu sanat anlayışında aranır.

Gauguin, geleneksel formu içsel olana feda etmiştir; resimleri trajik ya da tutkulu şiirler gibidir. Sanatı, doğal nesnelerle ya da kelimelerle ifade edilemeyecek o derin ruhsal noktaya doğru ilerler. İnsan figürünü, ağaçları ve hayvanları resminden atmamış, ama onları temsilin ötesindeki anlamın taşıyıcısı yapmıştır. Temsili formun tam reddine Cezanne'dan daha yakın durması, kendisinden sonraki kuşakların soyutlamaya giden yolunu açmıştır.

Kandinsky renk ile ses, çizgi ile ritim arasında yapısal bir benzerlik olduğunu savunur; resme müziğin doğrudan ruha dokunan gücünü kazandırmak ister. Moskova'daki gün batımını 'dev bir orkestranın fortissimo çaldığı senfonik bir final' olarak betimlemesi bu duyular arası algının ifadesidir. Duyuların birbirine karışması anlamına gelen bu sinestezik yaklaşım, rengin nesneden bağımsız olarak duygu uyandırabileceği fikrine, oradan da soyut resme giden yolu açar.

Belçikalı sembolist yazar Maurice Maeterlinck, Kandinsky'nin gözünde ilk kahinlerden ve sanatsal reformculardandır. Maeterlinck sözcüğü, adlandırdığı nesneden bağımsız bir iç armoni taşıyan malzeme olarak kullanır; bir sözcüğün tekrarı onu dışsal anlamından soyup ruhsal özünü açığa çıkarır. Kandinsky bu yöntemde kendi resim kuramının edebi karşılığını görür: nesne madde halinin dışına çıkar ve kalpte kendisiyle uyumlu bir titreşim doğar. Bu, soyut ifadenin dildeki öncüsüdür.

Uzun yıllar Hindistan'da yaşayan Helena Blavatsky, Doğu öğretileriyle Batı düşüncesi arasında bağ kuran teosofi hareketinin kurucusudur; ruhun sorununa içsel bilgiyle yaklaşan bu akım dönemin sanat çevrelerinde geniş yankı bulmuştur. Kandinsky, kitabında bu ruhsal hareketi maddeci dünya görüşüne karşı bir uyanışın işareti olarak anar. Sanatın görünen dünyanın ötesindeki gerçekliğe açılan bir kapı olduğu inancı, teosofik düşünceyle beslenen bir zemin üzerinde yükselir.

Ses sembolizmi, seslerin anlamdan bağımsız olarak duygu ve izlenim uyandırması ilkesidir; sözcüklerle betimlenebilen ama sözcüklere çevrilemeyen bu etkiye Jakobson'dan hareketle sinestezik anlam da denir. Edebiyat araştırmacısı Mehmet Kaplan, Tevfik Fikret'in şiirinde bu tekniği ilk inceleyen isimdir: 's' sesinin serinlik ve sükûnet, 'ş'nin gürültü ve parlaklık, 'l'nin geceye ait uzak şeyler izlenimi verdiğini gösterir. Yazı bu yöntemi Kandinsky'nin titreşim kuramıyla yan yana okur.

Kitabın çevirmeni Michael Sadler'ın değerlendirmesine göre Picasso rengi oldukça az kullanır ve kendini çatışan açıların ürettiği çizgi etkilerine hapseder; gerçeklik parçalarını kübist kurguya ekleme denemeleri de fütüristik bir hata sayılır. Kandinsky'nin amacı ise daha geniştir: renkle ses, çizgiyle ritim arasındaki benzerliği kanıtlayarak resme müziğin ruha doğrudan işleyen gücünü kazandırmak. Biri biçimin analizine, diğeri rengin ruhsal titreşimine odaklanır.

Evet, Özge Koz Sanat Atölyesi'nde renk, ritim ve kompozisyon üzerine kurulan soyut çalışmalar programın parçasıdır; atölyenin 'soyut tekrarlar' çalışmaları bu arayışın somut örneğidir. Yağlı boya kursunda öğrenciler önce gözleme dayalı sağlam bir temel edinir, ardından Kandinsky'nin işaret ettiği içsel ifade alanına adım adım geçebilir. Program içeriği için atölyeyle iletişime geçebilirsiniz.

Sınavların merkezinde desen ve gözlem becerisi olsa da, güzel sanatlar fakültesi hazırlık sürecinde modern sanatın dönüm noktalarını tanımak adaya belirgin bir donanım kazandırır. Kandinsky'nin soyutlamaya geçişi, mülakatlarda ve dosya sunumlarında sıkça konuşulan konulardandır. Atölyenin hazırlık programında teknik çalışmalar, sanat tarihi ve kuram sohbetleriyle desteklenir; böylece öğrenci hem eli hem bakışı gelişmiş olarak sınava girer.

Sanata dair sohbete atölyede devam edelim — sorularınız için bize ulaşabilir ya da Bahçelievler'deki atölyemizi ziyaret edebilirsiniz.